kırmızı ayakkabım -2kadin.com'da

kadın kadını ayakkabısından tanır. hem de ilk görüşte!

topuğundan, çamurundan, renginden, aşınmışlığından anlar kadın kadının halini… elinde değildir, genindedir!

küçücük bir kızken ayakkabılar gösterip hangisini istediğimizi sordukları ilk seferde kırmızı ayakkabı isteyişimizden belli… kadın gücünü göstermek için ayakkabılarını kullanır!

çok şey yapabileceğimizin ispatı olmuştur ayakkabılarımız hep. her duruma uygun bir ayakkabıyı dolapta tutmadıkça içimizin rahat etmemesi de bundandır. “giyecek hiçbir şeyim yok” günlerinde bile ayakkabılarımıza güvenip kendimizi şık hissetmişizdir.

on santimlik incecik bir yüksekliğin üzerinde rahatlıkla duran, durmakla da kalmayıp yürüyen bir kadın her şeyi başarabilir. gökdelenler gibi katmanlı olabilir. taşıdığı ağırlığın farkında olan ayakkabıların içindeki bir kadın -kendinden daha uzun boylu olsa da- her erkeğe yukarıdan bakabilir.

ayakkabılarına hayran olduğu diğer kadınlar gibi olmak istediği için kimse bir kadını suçlamaz. kimse bir kadını sahip olduğu ayakkabıları sayıp itinayla sakladığını söylediği için kınamaz! aylık bütçe dışında kontrolsüz harcaması ayakkabı olduğunda bir kadının güçlü savunması da hazırdır…

bir kadının diğerine karşı üstünlüğü, hadi üstünlük demeyeceksek, birçok kadın arasındaki yeri, giydiği ayakkabıya göre belirlenebilir. şık kokteyllere sırf ayakta dururken kendine acı çektiremeyeceğini ilan edercesine giydiği düz ayakkabılarla gelen bir kadın, aynı zamanda kalıplara sıkıştırılamayacağını da göstermiş olur. buna rağmen her türlü etkinliğe -sportif gösteriler de dahil- topuklu ayakkabılarından vazgeçmeyerek gelen kadın da aynı izlenimi verir etrafındaki kadınlara. küçümsenemez, yadırganamaz… belki hayran olunabilir.

bir kadın bir kadının ayakkabısına bakarak sosyal durumunu, yaşam şeklini, hayata bakışını, hatta sevgilisinin olup olmadığını bile anlayabilir.

iç çamaşırı, çanta, takılar da bunu sağlayabilir sanıyorsanız yanılıyorsunuz. hiçbir şey ayakkabılar kadar kesin sonuç vermez!

ayakkabı modalar üstü bir şeydir. bir kadının modaya uygun diye herkesin giydiği ayakkabının üstündeki duruşu bile sadece kendisi hakkında çok ipucu verir.

misal; nereden olduysa moda olan şu çirkin ugg’lar. bazı kadınlar o çirkin şeyleri asla giymeyeceklerini söylerken hayata karşı duruşlarını da açıkça gösterirler. ama giyenler de onların içinde ne yaptıklarını net olarak açıklarlar. inanmıyorsanız ugg’ların incecik bacakların alt yarısına bile gelmediğinde nasıl, dizlerin arkasına kadar ulaştığında nasıl durduğuna bir bakın!

hiçbirimizin kendimizi göstermek, sunmak, açıklamak, ifade etmek ya da saklamak üzere giydiğimiz ayakkabılara çılgınlar gibi para harcaması gerekmiyor. her kadının kendi ayakkabı bütçesi onu anlatır. olduğu gibi…

kadın kadını ayakkabısından tanır!

tanımakla kalmaz, anlar…

anlar kadın, kadının topuğu yana doğru kayan ayakkabısının da tüm yorgunluğuyla bedenini taşımaktan nasıl yıprandığını…

bir kadın birçok kere bakışlarıyla anlatamadıklarını ayakkabılarının üstünde duruşuyla anlatır!

neden aşık olduklarımız bize aşık olmazlar?

neden âşık olduklarımız bize âşık olmazlar? çünkü sevilirken sevmek zordur!

sevilenin uğraşması gereken bir sürü şey olur sevilirken… ilgiyi sürekli üstünde tutmaya çalışacak, o olmadan sevenin nefes alamaması için uğraşacak, her görüldüğünde kendisinin akla gelmesini sağlayacak anılar yaratılacak, falan filan!

sevilen olmak sevmekten daha zordur aslında. birinin size âşık olmasıyla alacağınız sorumluluk çok fazla olur.

gözlerinizin içine baktığında her seferinde erimesini sağlamak zorunda kalırsınız bi defa! elini tuttuğunuzda da titremesi lazım her seferinde… her ağzınızdan çıkana da hayran olması lazım sizi sevenin. siz olmadan bir an bile yaşayamayacakmış gibi hissetmesi, özlemekten uyuyamaması, kıskançlıkla çıldıracak gibi olması gerekir!

sevilmek çok zor şeydir…

oysa sevmek o kadar kolaydır ki! birinin size sadece bir an için bile olsa herkesten daha ilgili bakması, düşündüklerinizi, fikirlerinizi önemsediğini göstermesi, hatta aynı fikirde olduğunu söylemesi yeter. bazen bunlara bile gerek kalmaz… o amaçla bakmasa bile siz kirpiklerinin arasında gördüğünüz iki renkli boncuğun sadece size bakmak için yaratıldığına inanabilirsiniz. onu sevmeniz için başka hiçbir şeye gerek kalmaz.

elleri uzandıkça ruhunuza batar, o eller hep uzanır da bir türlü dokunamaz. sevmek çok zevklidir, tutkusu baş döndürür anlayamayız sevildiğimizi… nasıl sevildiğimizi hiç anlayamayız!

bizim için edilen yeminlerin, yollanan çiçeklerin, birlikte dinlenen şarkıların, seyredilen filmlerin muhteşem değeri, bir gün sıradan bir şeyin eksikliğini hisseder etmez silinebilir! yüzünüzü yıkamak için girdiniz banyoda aynaya yapıştırılan seni seviyorum notu o günü büyülemeye yeter de, diş macunu ortadan sıkıldığı için aynı banyoda başka gün kıyametler kopabilir!

sevmek o kadar mutlu eder ki, sevilmenin gereklerini yerine getirmek gittikçe zorlaşır. sevmek kolaydır da sevmeye devam etmek zordur!

hem sevilenler korkar sevmekten! sevildiği gibi sevememekten korkar… aynı şeyleri hissettirememekten. karşılıklı hisler bu yüzden tehlikelidir. sürekli kıyaslanır. hiçbir sevilen sevildiği gibi sevemez. hep bununla suçlanır.

sevilen sevildikçe, çok sevildikçe aynı şekilde sevememekten suçlanıp durdukça bir daha asla sevmemeye yemin edecek hale gelir!

bu yüzdendir sevenlerimizi bir türlü sevemeyişimiz.

bundandır bir türlü sevdiğimiz gibi sevilmeyişimiz…